Paraklinik:
Klinik ortam dışında
örneğin muayenehane dışında uygulanan. Paraklinik
testler laboratuvarda (örneğin kan testleri) uygulanabilir ya da
özel cihazlar (örneğin röntgen veya MR) kullanılabilir.
Parezi:
Hafif ya da tamamlanmamış
felç.
Parestezi:
Hissizlik, uyuşukluk, yanma,
batma, elektriklenme ve hiperestezi (duyarlılığın
artması) gibi anormal nörolojik duyumlar.
Paroksismal:
Tekrarlayan kasılmalar veya
nöbetler.
Patojenler:
Hastalık oluşturan mikroorganizmalar.
Patoloji:
Hastalık nedeniyle vücutta ortaya
çıkan anormallikler, bozukluklar.
Patofizyoloji:
Yaşayan organizmanın bozulmuş
fonksiyonunun incelenmesi- organ fonksiyonlarının altında
yatan temel prensipler, fiziksel ve kimyasal faktörler ve bunların
katıldığı süreçler.
Penetrans:
Fenotipteki ilgili karakteri gösteren,
belli bir gen dizisine (genotip) sahip bireylerin oranı.
Beyin ya da omurilikte lezyon olarak
da isimlendirilen skar dokusu alanı.
Plasebo:
Yeni bir ilacı test ederken
kontrol amacıyla verilen aktif olmayan madde. Aktif ilaçla aynı
görünümdedir ve aynı yoldan verilir (örneğin intravenöz, yeşil
sıvı veya sarı hap gibi).
Plazmid:
Kromozomlarda bulunan bakteri DNA
sının esas kütlesine ek olarak sitoplazmada ayrı bir ilmek
şeklinde bulunan bakteri DNA sı. Plazmidler antibiyotiklere
karşı bakteriyel dirençte önemlidir, çünkü genler bir bakteriden
diğerine plazmidler içinde geçerler. Bu gen geçiş özelliği,
biyoteknologlar tarafından, bakterideki yararlı genlerin yerleştirilmesi
için kullanılmaktadır.
Pnömoni:
Akciğerlerin sertleşmeyle
giden iltihabı.
Poligenik:
Çeşitli farklı genlerin
hareketi ile belirlenen.
Polimorfizm:
Tek türlü popülasyonda iki ya da
daha fazla gen allellerinin düzenli ve eşzamanlı olarak ortaya
çıkışı, daha ender allellerin görülme frekansının
yalnızca tekrarlayan mutasyonla açıklanabileceğinden daha
yüksek frekansta görülmesi (tipik olarak % 1 den fazla).
Prevalans:
Belli bir zamanda hastalığa
yakalanan kişi sayısı. Genellikle toplumda 100,000 kişide
hasta kişi sayısı olarak tanımlanır.
Primer progresif MS:
Bu tip MS li hastalar normal olarak
ayrı ataklar ya da düzelmeler yaşamazlar ve zaman içinde yavaş
yavaş özürlü hale gelirler. MS in bu formu, hastalığın
40 yaşından sonra ortaya çıktığı durumda
daha sıktır ( tüm MS hastalarının % 25 ini oluşturur).
Birincil ilerleyici form olarak da bilinen bu form MS in dört ana formundan
(benign, relapsing-remitting, sekonder progresif) biridir.
Protein:
Aminoasit yapı taşlarının
ipliksi dizilimle bağlanarak karmaşık bir yapıda bükülmesinden
oluşan büyük molekül.
Proton:
Atomun çekirdeğinde bulunan
ve negatif yüklü elektrona eşdeğer pozitif yüklü partikül. Proton
kendi başına hidrojen atomunun çekirdeğini oluşturur.
Proton
yoğunluklu görüntü:
Ventrikül komşuluğundaki
MS lezyonlarının daha iyi görüntülenebilmesi için radyo dalgalarının
değiştirilerek yapıldığı bir çeşit
MRG çekimi.
Aklı ilgilendiren.
Psikoz:
Mental bozukluklar için genel olarak
kullanılan terim, kişininin günlük yaşam gereksinimlerini
karşılayabilme kapasitesini ileri düzeyde etkilecek kadar mental
fonksiyon bozukluğu.
|